26 Nisan 2011 Salı

Kendi halimde…

Geçen yaz balkonun su giderine kendimce onestroke ve stencil yapmıştım.

Şimdilerde de o çok beklediğimiz bahar geldi ya nihayet ben de bu sarmaşığıma yeni bir şeyler ekleyeyim dedim ve Ikea’dan aldığım ham çerçeveleri boyadım. Boyadım dediysem öyle çok özenli değil,ham ahşabı boyadan görünecek şekilde.












Bu şekilde 3 çerçeveyi de boyadım. Henüz verniklenmediler ama bu hale geldiler;


İçlerine de bir şeyler düşünüyorum ;) Çok mu süperler ?? Yooo. Ama kursa gitmeden deneyerek-yanılarak ben yaptım ve balkonumda güzel duracağını düşünüyorum.

Balkon demişkenn ,






Aslanağzı,sardunyalar tomurcukta,yeni lavantalar çimleniyor,balkona yapılacak bakımı düşünürken içilen bir çay vee kanatlı bir misafir :)

Son not; Tren gibi altalta dizildi fotoğraflar. Çok kötü biliyorum ama buradaki gibi yapamadım. Ya blogspot buna izin vermiyor ya da ben yapamadım. Bu sefer de böyle olsun napalım.

İyi bir hafta olsun herkese…

23 Nisan 2011 Cumartesi

Bugün 23 Nisan 2011...

Bugün 23 Nisan 2011 ve eğer biz 1920 lerdeki kadar değer verebiliyorsak çocuklarımıza,işte o zaman kutludur 23 Nisan...

Çocukların hiçbir şekilde istismar edilmediği 23 Nisanlara ulaşmak dileğimle ...



21 Nisan 2011 Perşembe

Nazar değmesin :)

Doğuyorlar,kurabiye ikram/hediye ediliyor , büyüyorlar,doğum günlerinde kurabiye ikram/hediye ediliyor , misafir geliyor,kurabiye ikram/hediye ediliyor , yeni atılımlar yapılıyor kurabiye ikram/hediye ediliyor.

Şeker ve çikolata nerede nasıl ağzımızı tatlandırsın diye ikram/hediye ediliyorsa artık kurabiyelerde orada aynı sebeple tercih ediliyor.

Ne demiştik,doğuyorlar kurabiye ikram/hediye ediliyor :)

Eh bi basamak geri gidersek,evleniyorlar kurabiye ikram/hediye ediliyor.

İşte bunlar da yeni evlenecek bir çifte hediye edilmek üzere Almanya semalarına doğru yola çıkan nazar boncuklu,uğur böcekli limonlu kurabiyeler.

Hem hayırlı hem uğurlu olsun. Mutluluklar…

"Ben soğuğa alışığım siz sadece silgi gönderin ne olur"

Facebook'da herkese açık bir etkinlik bu.

' ÖNCE 1, SONRA 2, SONRA 3...ŞİMDİ ISE 109.000 KİŞİ OLDUK..!
BİZ İKİ OKUL İÇİN YOLA ÇIKMIŞTIK AMA SİZLER SAYENİZDE 28 OKULUMUZU BİTİRDİK...VE BİZLER SİZE YETİŞEMEMEYE BAŞLADIK :) ' diye anlatıyorlar ve çok daha fazlasını paylaşıyorlar aslında.

Başlık çok şeyi anlatıyor ama daha fazlası için detaylar burada.

Lütfen okuyun ve elinizden gelen neyse hiç değilse o kadarını yapın,ya da yapabilecek bir şeyleri olanları bu yardımsever insanlardan ve mont değil de silgi isteyen küçük kızdan haberdar edin. Olur mu?

20 Nisan 2011 Çarşamba

Bahar gelemese de...

Bu bilmemkaçıncı bahar yazısı ! Hava boz-bulanık,ya yağmur yağıyor ya da bulutların arasından güneş cee ee yapar gibi bir görünüp kaçıyor. Aynı böyle ;


Her ne kadar bahar nazlana nazlana bi' hal olsa da çoğunlukla bahar aylarında yapılmasına alışkın olduğumuz kermes organizasyonları başladı birer ikişer. Bunlar da bir Anadolu Lisesi'nin kermesi için yaptığım kurabiyeler,


Eğitime katkısı olan herkese ve bu katkıda benim el emeğime yer verenlere teşekkürler...

Müjde

16 Nisan 2011 Cumartesi

Elma dersem çık !

N’olcak bu havalar ? Bahar geldi mi,geliyor mu derken hepten vaz mı geçti ki gelmekten?? Yoksa gerçek bahar bu ve fakat biz mi unuttuk gerçek baharın neye benzediğini ?Tamam ben de biliyorum gerçek baharın bu olduğunu ama o geçen fırtına neydi öyle!! Neyse bugün biraz daha gösterdi bize yüzünü güneş. 1 aya kalmaz ‘öööfff sıccaakk’ demeye başlarız.

Nankörüz,hepimiz farkındayız (değil mi?) ,kışın yazı,yazın baharı özleriz ama yine de “bahaaarrrr ! elma dersem çık ! armut dersem çıkma !”

Haa bu arada unutmadan, kuzenimin arkadaşına hediye olarak götürdüğü kurabiyelerimi göstereyim size. Bahar-hediye-şans olsun dedik içinde,bunlar oldu.


Herkese güzel bir haftasonu ve iyi bir hafta başlangıcı olsun. Bir de ” elmaaaa !” :)

13 Nisan 2011 Çarşamba

Felekten bir dün ve yıldızlı aferin

Dün biz oğlumla 2 başımıza felekten bir gün çaldık. Önce okuldan çıktık sonra babamıza gittik.

Kurabiyelerimiz vardı Yusef Amca’ya götürülecek,onları da kıstırdık kolumuzun altına attık kendimizi Alsancak sokaklarına.













Yolda tanıdıklarla karşılaştık,ayaküstü lafladık. Çiçekleri görüp mutlu olduk,pembenin en az 5 rengini saydık. Kurabiyeleri başı gözü sağlam yerine götürdük. Bol bolll çikolata indirdik mideye. Mide mide değil fondü makinesi mübarek. Çilekli,portakallı,fıstıklı,çiçekli,çizikli,bademli….

Ordan çıktık , yine daldık sokaklara,her sokak başındaki mantara tap tap vurduk davul gibi. Çizgilerden atladık,sokak çalgıcılarını alkışladık,alakalı alakasız biiiirrrsürüü dükkana girdik çıktık. İki apartman boşluğundan görünen deniz bizi çekiverdi kendine,başladı mı Kordon sefası.

Eskisi gibi değil Kordon,bilen bilir eski halini. Dalgalı taşları pek meşhurdu .












Halaa daha akılda kalan,insanın içini acıtan,keşke dedirten açıklı koyulu dalgalı taşlı Kordon boyunu hiç bilemeyecek Can. Ama o mutlu,çünkü geniiiş bir çim alan var artık Kordon’da.Denizi doldurdular çünkü.











O Kordon boyu her taştan atladı,her köpekle çimlere yattı,her oturmuş laflayan 2-3 kişi gördüğünde kendine oturacak yer aradı.Sonra kalktı hoop koştu denize,dikkatli dikkatli baktı ve ilk kez denizanası gördü! Gördüğü surete mi yoksa o suretin ismine mi daha çok şaştı bilmiyorum. “Deniz anası mı annee? bi daha söyle deniz anası mı bunun adı?” diyip durdu. Deve-kuşu ve Kuş-konmazı da ilk duyduğunda şaşmıştı böyle :) Yol boyu gitti geldi denizanalarını kontrol etti,her gördüğünde gözlerini kocaman açıp “burda daa varrrr!” diye şaştı.Hoplaya zıplaya Pasaport’a geldik. Bizimki denizanalarını görmek için bi hışım koştu denize :” annee çööpppppp!çöpler var burdaaa!” Yanlış dedim,çöp kutusu dedim,görev dedim,doğa dedim… “Neden atmışlar o zaman” dedi, “yanlışlıkla düşürmüşler” dedim, “ordaki kraker de mi yanlışlıkla,burdaki poşette mi yanlışlıkla,şu yoğurt kabı mı? o da mı yanlışlıkla” dedi. Utandım ! Sustum ! Koca insanların gözümüzün önünde attığı sigara izmaritlerini görmesin diye tuttum elinden hızlıca iskeleye götürdüm.













Vapur bekledik,beklerken sıkıldı,ama mızmızlanmadı.éne güzel bir gün geçirdik annee” diye kendince teşekkür etti. Ben de ona. Eşikten atladık,oturduk,kucağımda uyudu. Göztepe’de indik köprüden geçtik,eve geldik. Babamız da gelince yaramaz yemekler yedik :) Heyecanla gördüklerini anlattı.








Sonra durdu, “Anne ben seni çok seviyorum” dedi, “Baba mı da” diye ekledi. Bi durakladı,gözlerini açtı kocaman,dudaklarını yuvarladı ve ” Ama anne ben kendimi de seviyorum”dedi. Ne kocaman laflar ettiğinin farkında mıydı? Sanki ? “Sev tabi” dedim. “En çok kendini sev. Sen kendine değer verirsen başkası da sana değer verir.” Anladı mı? Keşke!

Afferriin be sana annecim! Senin 3 yıllık hayatında anladığın şeyi benim farketmem 30 küsur yıl aldı,daha da beceremedim bişeyi. Yıldızlı afferin sana benden !



Bu ne uzun yazı! Okudunuz mu gerçekten? E bir aferin bir teşekkür bir de alkış o zaman size. Bu arada İzmir'e ait fotolar Google'dan...Üstüme kalmasın da neme lazım ;)

12 Nisan 2011 Salı

Nerden gelir nereye gidersen...

Çığlık Çığlığa

Seni sevdiğimi anladığım günden beri
Sesler değişti, renkler değişti
Yüzümdeki çizgiler başkalaştı
Geçmişim değişti oyunlaştı
Yeşilin ortasındaki gelincik gibi
İnceleşti, yabancılaştı.
Siste bağıran vapur düdükleri gibi
Geliyor muyuz, gidecek miyiz, yoksa çığlık çığlığa...
Seni sevdiğimi anladığım günden beri
Hiçlik değişti yokluk değişti
Karşılıksızlığım dengeleşti
Günler değişti sana dönüştü
Nasıl gördüğün düşü yeniden istersen
Nasıl bir yılgınlıktır sabah zilleri
Zamanı gelince nasıl terkeder kuşlar
Kaçıyor muyuz, kalacak mıyız, yoksa çığlık çığlığa...
Seni sevdiğimi anladığım gunden beri
Yüzler değişti, dostlar değişti
Yorgun sokaklar bile karşı çıktılar
Adresler değişti evler değişti
Seni sevdiğimi anladığım günden beri
Gökyüzü değişti geceler değişti
Çocuklar bile bana çiçek diye baktılar
Yaşıyormuyuz, unutacakmıyız yoksa çığlık çığlığa...

Bülent Ortaçgil


40.yıl konseri-Birsen Tezer-canlı performans Çığlık çığlığa


11 Nisan 2011 Pazartesi

“Mim”lenmişim :)

Bloglar arasında elden ele bir konu bu mim. İçeriği farklı farklı birsürü çeşidi var. Biri başlatıyor ve elim sende usulü devam ediyor. Beni de ‘Canım çekti pişirdim’ mimlemiş.
Konumuz, magnetler. Haliyle yer mutfak :) Çekiyorsun buzdolabının fotoğrafını koyuyorsun bloga ve devamı elim sende.

İşte bizim magnetler;


Çokça bi’numara yok yani benim magnetlerde :P

Veee mim kimlere gidiyooorrr – eğer ilgilenirlerse ve vakitleri varsa tabiii-

Bir tutam mola

Onunlayken

elim sizde yani ;)

9 Nisan 2011 Cumartesi

İlk yaş

İlk yaş ne çok şeydir değil mi? O ilk senede neler yaşanır,ne mücadele verilir. Doymak-doyurmak,gazını çıkarmak,çıkarınca evi mutluluğa boğmak,başını dik tutmak,kendini döndürmek,elini ayağını farketmek,mamamama babababbaa ddedededee demek için uğraşmak,sıralamayla birilerine averaj sağlamak ,baba mı dedi mama mı tartışmalarına şahit/sebep olmak,diş çıkarmak,emeklemek,sıralamak,yürümek ve “1 olmak” , birey olmak…





İyi ki doğmuşsun Mert. İlk yaşın kutlu,mutlu olsun.

7 Nisan 2011 Perşembe

Elektrik meselesi ;)

Pişşt :) N’bersiniz? Havalar ısınıyor keyifler iyidir diye tahmin ediyorum. Sizi unutmadım ama bu hafta epey yoğundu. Annem geldi ve gidiyor :( Zaman ne hızlı ! 1 hafta nasıl geçti !

Kurabiyelerim var bir de ,onları da bitirdim. Şimdi burdayım işte.

Kapalı kasvetli günler geçti nihayet. Ilık bahar havası insanın aklına neler getiriyor neler . Uzuunn bir yapılacaklar listesi var aklımda. Başladım ucundan kıyısından yapmaya. Yaptıkça yapasım geliyor. Fotoğraflarını çektiğimde gösteririm size de ;) Can’ın epeydir istediği Mickey’li yastık nihayet hayata geçiyor. Hobi evi sahibi bir arkadaşım var,Neslihan, onda buldum güzel bir Mickey’li kanaviçe kit.



Başladım yapmaya. Bakalım ne zaman biter.

Bahar yorgunluğunu bertaraf etmenin yollarından biri de bu sanırım. Kendini işe vermek.Çok şükür benim de yorgunluğum bitti,gözüm açıldı,etrafımı görür oldum. Yani anlayacağınız bahardan elektrik aldım ;)

Kalın sağlıcakla…