22 Ağustos 2011 Pazartesi

Happy Birthday to me :)

Ben bugün üç-beş birşey oldum :)


Günün Cin fikri ; "senin doğum günün benim doğum günümdür,istersen benim doğum günüm de senin doğum günün olsun" diyen bi'tanecik oğlum. bilmez ki ben gerçekten onunla doğdum.

Günün duygusalı; "iyi ki babanı tanımışım,iyi ki seni doğurmuşum" diyen annem ve beraberinde babam. varlığımın sebebi sizsiniz.iyi ki varsınız.

Günün sulugözü babaannem; " nice senelerini hepbirlikte görelim inşallah evladım" derken o ağlıyordu bense 100 yaşını çoktan geçmiş bir insanın yaşama sevincine şaşkınlıkla gülümsüyordum.

Günün olumsuzu; Bozcaada'da yer kalmamış. Bu saate bırakılır mı hiç canıımm ?

Günün bi'tanesi;"bu kısmın birinciden çok farklı olması dileğiyle canım arkadaşım.hayatın tüm kısımlarında yanında olacağım. birimiz son kısma geçene kadar….iyi ki varsın,hayatta karşıma çıkan en büyük şanslardan birisin",diyen kendisi de benim için büyük şans olan ebuşum.

Günün romantiği, tabiiki kocam ve bana dinlettiği bu güzel şarkı.Julie London- Fly me to the moon. an itibariyle hayatımın yarısını onunla geçirdiğimi hesapladım. . ne desem az gelir yani.

Günün mutlusu,kutlusu,şanslısı tabiiki benim ! Nelere sahip olduğumu bir kez daha gördüğüm için şükrediyorum.
Jason Mraz benim için söylesin bugün. Life is wonderful:)



19 Ağustos 2011 Cuma

2. Kısım

Kapağının içine baktım,1.Baskı 1984 yazıyor.İlkokuldaydım.
3. sınıfı bitirip 4'e geçtiğim yazdı. Tatilin ilk günleriydi. Annemin bana verdiği günü hatırlıyorum. Kitapları çok seven bir çocuktum ve bu hediye beni çok mutlu etmişti.


Çocuk Kalbi- Edmondo De Amicis


Ne Barbie'nin altın günü serisi,ne de Hot Wheeles'ın filosu yoktu hiç bir çocukta. Herkesin ailesinin uygun gördüğü bir hediyesi olurdu ve sadece tek bir parçadan ibaretti.
O zamanki 'karne hediyesi' bir kitap,bir bisiklet,bir bebek,bir araba olurdu. Kimse kimseninkini kıskanmazdı,çünkü değiş-tokuş yapılırdı.
Bir bebekle bir araba değişilmezdi belki ama,arkadaş hatrına bisiklete 2 tur binilebilirdi. Mahallenin bir başından bir başına gidip gelmek tam 1 tur sayılırdı. 2 tur iyi bir anlaşmaydı yani.
İşte o yıl benim hediyem bu kitaptı. Benim kişisel tarihimin ilk romanı. 3 yıllık öğrencilik hayatımın en kalın kitabı. Annem, 1886 yılında tamamlanmış bu kitabın tüm dillere çevrildiğini ve kendisinin de küçükken okuduğunu anlattı. Kitap,benim yaşlarımda bir çocuk tarafından anlatılır şekilde yazılmıştı. Okulu,öğretmenini,arkadaşlarını anlatıyordu. Çoğu acıklıydı anlatılanların,çocuk kalbimle nasıl üzüldüğümü ve bazen de ağladığımı hatırlıyorum. Her hikayenin arasında bir de resim vardı. Altında resmedilen cümle sayfa numarasıyla yazıyordu. En sevdiğim yer bu resimlerdi. O resimleri dakikalarca inceler,hayalimde canlandırdıklarımla kıyaslardım.



3 vakte kadar şairin şiirine konu olmuş yaşımda olacağım.
Yani 35 (yazıylaotuzbeş).
O yolun yarısı demiş ama tabii nerden bilsin insan ömrünün uzayacağını ve nerden bilsin emeklilik yaşının 60ları geçeceğini. Eh okul biteli çok oldu,tabii karne hediyeleri de.
Ben kendime bu güzel yaşım için bir hediye aldım.


İkinci Yarısı-Ece Temelkuran


Yani demem o ki,yaşımla derdim yok. 2.Kısım 1. Bölüm diye başlıyorum. Allah sağlık verirse nice Kısım'larını görmek isterim hayatımın.

Ya işte böyle. İyi haftasonları herkese :)

Müjde

17 Ağustos 2011 Çarşamba

12

12 yıl önce bugün (17.08.1999) onbinlerce insan gömüldü toprağa ve suya.
O anı yaşayan-yaşamayan herkes yıllarca taşınacak bir acıyı omuzladık o gün. Bugün hala aynı dirilikteki acılarımızı gömememişken biz toprağa ve suya, bir de 12 evladın acısı geldi oturdu içimize.
" Kötüler kendilerine tahammül edildikçe daha çok azar." demiş Tolstoy.
1828-1910 yılları arasında yaşayan Lev Tolstoy, o yıllarda ne görüp de tarihe bu notu düşmüştü bilinmez ama bugünleri görseydi hangi kelimeleri seçerdi diye merak ediyor insan.


Marmara Depremi/Gölcük Depremi- 17 Ağustos 1999 03:02


Çukurca'da hain pusu: 12 şehit




Barış Manço-Günaydın Çocuklar


...
..
.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Can'sın

2 gündür ısrar ve itinayla üstüme üstüme gelen,binlerce oyuncağının herbirini ısrarla ortaya saçan,üstünde danseden,tepinen,koltuğun oturma yerine kafasını,sırtına da ayaklarını koyup 'bak annee kayak yapmak gibi dimiiiii' diye içimi hop hop kaldıran,yapma dediğimi yapan,etme dediğimi eden,dur dediğimde asla durmayan,sessiz olalım dediğimde bağıran,ben çileden çıkıp bir sinir bombasına dönüştükçe gülen,güldükçe beni daha çok şişiren,ben şiştikçe 'gelsene gelsene' der gibi pis pis sırıtan,banyoya gitsem banyoya,mutfağa gitsem mutfağa gelen,ağlamak için bulduğum her soteye gelip ağlamamı sabote eden ve git deyince gitmeyen,en sonunda infilak edercesine gözyaşlarına boğulan ve kendisinden durmadan özür dileyen annesini ağlaya ağlaya teselliye çalışan bir oğlum var; " tamam istemeden olmuştur anne {fırkfırk},sen benim en iyi en tatlı annemsin {fırk},özür dilemene gerek yok ben özür dilerim senden {fıırrkkk},ben seni üzünce sen çok üzülüyosun ya ben de sen üzüldün diye üzülüyorum,ağlıyorum baakk,gözyaşlarımı sil çabuk anne {fırkfırkfıırrrkk}ben senin canınım diiğmiii anne,aşkın baharınım diğğğmiii ama sen de benim öylesin anne,seni dünyadaki ennnnnnn devvv,enn orta boy büyük baston şeker kadar ama minik olan kadar da var ya öyle seviyorum,ama silmiyosun anne gözyaşlarımı,çabuk silsene,hemmenn....."
içimi eritti !sonra da uyudu. unutmadan yazayım dedim,şimdi yanına didip böğürmeye devam edeceğim !

Not: resim mesim yok,hayal gücü var,annelik var,içgüdüler var. böhüüüüüüüü :(((((((

9 Ağustos 2011 Salı

Pat diye patlamak üzereyim

Git dedim gitmedi. Gel desem koşa koşa gelir kalır ama. Gitmez bi 100 sene daha.
Sendromun anavatanı Pazartesi'ye lafım. İşte de,evde de,bir dağın tepesinde de olsan bu böyle anlaşılan. Nasıl bir bünyeyse ismi lazım değil şey de dün çıkıp geldi,tam oldu yani. Evde pimi çekilmiş bomba gibi dolaşıyorum,dudaklarım büzülmüş, bi kaşım havada. Hani bööyle sanki bi dokunanı yakarım hallerindeyim. Ev halkı da keman yayı gibi gerim gerim gerilmiş bulunmakta sayemde.Sizin anlayacağınız kayış ha koptu ha kopacak .Ben de istemem böyle olmasını ama napiimmm bir geliyorlar pir geliyorlar bana da. Allahtan çok sık olan birşey değil.
Neyse gerginliğim kitlelere (!) ulaşmadan,aynen volta...

(!): beni izleyen 63 kişi olabilirsiniz ama kayıt dışı bir kitlem var biliyorum.İtiraz istemiyorum.



8 Ağustos 2011 Pazartesi

Eeey Pazartesi

Güzel geçen haftasonundan sonra sendromunu da al git. Kafamızı attırma.
Heeheeytt !





2 Ağustos 2011 Salı

Hoşçakallll,olacaklar sensiz olsun Liz :)

Elizabeth Gilbert'ın "Eat Pray Love / Ye Dua et Sev" ini çoğunuzun aksine sinemada izlemedim. Onun yerine kitabını aldım. Bi heves okumaya yeltendim,yayınevinin notunu okumadan almış olduğumu gördüm. Notta,değerli okuyucu,bu baskının çevirisini daha özenli ve akıcı yaptık minvalinde birşeyler yazıyor. Tabii hevesim kırılmadı desem yalan. Yine de bi şans vereyim okumaya başlayayım dedim. Akıcı çeviri buysa,önceki özensiz çeviriler nasıldı allah bilir ! Offlaya pufflaya 500 sayfayı nihayet bitirdim. Şimdilerde bir de filmini izleyeyim diyorum. Bu kadar insan izlediğine göre vardır bi hikmeti. Belki kitabından daha akıcıdır. Haa bu arada unutmadaan 2.kitap niteliğindeki "Committed/ Ye Dua et Evlen" i de almıştım. Anlayacağınız beni bir etap daha bekliyor. Umarım ilki kadar sıkıcı olmaz. Tabii bu da Pegasus Yayınları'ndan. Anladınız siz onu ;)
E canım hep tukaka mı olacak? Kitabı bir güzel konu mankeni yaptım. Karşınızda uyduruk ama baktıkça içimi açan pempee kalppp :)


Brezilya nakışının rokoko gülleriyle işlediğim bu kalbi elimde diktim,haliyle çok harika olmadı ama dedim ya baktıkça içimi açıyor.

Bu da bir türlü bitemediği için sahibine ulaşamayan duvar panosu.Bunda rokokoya ilaveten Fransız düğümü ortancalar var.


Hafta yarılanıyor ;)
Görüşmek üzereee...

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Hayaller ve Süper Kahramanlar

Siz de öyle miydiniz? Yıllar önce küçük bir ilkokul çocuğuyken,hayallerimizde 2000'li yıllar vardı. Çocuk aklımızla uçan dairelerle seyahat,aya yolculuk,Süperman'le ortaklık yapmayı planlardık.Bizce suya ve yemeğe ihtiyaç bile yoktu 2000 lerde. Herşey düşünceyle halloluyordu. İster karnını doyurmak,ister yer değiştirmek olsun isteğin,düşünmen yeterdi. Telefon çoktan yokolmuştu,hisler olacaktı çünkü. Annen seni merak etmeyecekti,seni düşündüğü anda sen de onu hissedecek ve konuşmadan birbirinizle iletişim kuracaktınız.
Ne de olsa yıl 2000 +.
Sonra büyüdüm. Hem de çok.Büyürken gördüm ki, teknoloji hayatı ilkelleştirebiliyormuş. Yasaklar ve sınırlar koyuyormuş insana. Hisler bir yana, sömürü düzenini getiriyormuş. Bazı toplumlar ve topluluklar başka toplulukların üstüne basa basa yükseliyormuş. Kaynaklar azalıyor,sefalet boy gösteriyormuş.
Tüm bunların sayesinde o çocukluk hayallerime ve süper kahramanlara veda edeli de epey zaman oldu.
Bugün 1 Ağustos 2011. Hepimize, en basit haliyle, 'nefsin kontrolü, muhtaçları anlama ve sabır' diye anlatılan Ramazan'ın ilk günü. Dünya'nın çokta uzak olmayan bir yerinde 250bin çocuk açlık ve kuraklık sebebiyle ölümü bekliyor !
Demem o ki anlamak yetmez,paylaşmak gerek ! Deli gibi doldurduğumuz market arabalarımızı birkaç gün sonra çöpe atarken,suyumuzu hoyratça harcarken,enerjiyi anlamsızca tüketirken,yaşadığımız en ufak aksilikten söylenip dururken nefsimizin ne kadarını kontrol altına alabiliriz bilemem. Kendi cennetimize yaklaşmaya çalışırken başkaları için bu Dünya'yı hiç değilse biraz daha yaşanabilir kılmaya çalışalım. Tüm bunların bilincinde olanlara ; Hayırlı Ramazanlar.


Imagine- John Lennon
...
..
.